Düşün, düşün ki telefonumun başına geçip sana uzun uzun yazıp, hadi bi mısır patlatıp geliyim deyip, gelip sayfayı yenileyip, yazdıklarımın silindiğini görünce dahi keyfimin kaçamayacağı bir noktadayım. Hahah tam şu anda Boncuk geldi ve ‘şeker gibiyim’ dedi gitti. (Canım çıktı öğretene kadar) 😁 Orası kesin ondan hiç şüphemiz yok be Boncukcum.
Az önceki yazıma da sana ‘Merhaba ben geldim Boncuk’ diyerek başlamıştım. Bilirsin sevdiklerime Boncuk’tan başka seslenesim gelmiyor içimden. (burdan kendine mesajı aldıysan kıpss) Birtanemiz davşanımızla başladık boncukçuluğa, o bu dünyadaki misafirliğini tamamlayıp gittikten sonra da şimdi kalbimizde türlü türlü pencereler açtıran kuşumuzda isminin emaneti. Ben sana da vermiş bulundum bu günlük çaktırma.
Ne oldu sana yahu, en son kör kuyularda merdivensiz değil miydin sen, dersen eğer günlük; ordaki kendimin üzerinden bir Berat geçti. Tabi bu tür inanın içindeki mevzular nasıl anlatılır bilemiyorum. Hayatımda başıma gelen her şeyde sır aradım. Ve tabii o sırrı çözmeyi. Ne oldu? Neden oldu? Ne yapmam gerek? Ne anlamam gerek? Gibi türlü türlğ soruların çoğunu anlayabilirsem ne ala. Bu oğlak burcundan mıdır nedir bu kadar pragmatistlik. İmtihan sırrını anladıktan sonra tev. Burada kaldım günlük. Annem geldi. Bu hastalık evresinden sonra başka bir şey oldu aramızdaki ilişki yahu. Ya da daha önce anne kız değilmişiz. Şimdi bakıyorum insanlar bebeklerine evlatlarına bakmaya doyamıyor, onları nasıl seviceklerini şaşırdıklarından bahsediyorlar. Ben bu duyguları anneme hissediyorum. Böyle sadece bakmakla onu izlemekle ruhum dinleniyor, keyif doluyorum. Bir gülüyor yani o an dünya duruyor gerçekten, kaydetmeye çalışıyorum o anı kafamı kazımak istiyorum. Bir insanı sevmek böyle olmalı diyorum, anca çetin yolların sonunda görülen bir gelincik gibi ama.
Ben sana beratımı anlatıyordum galiba. Velhasıl bu başıma gelen musibette imtihanda bir mana arayışındaydım. Ve sonra çok sevdiğim birinin ‘şurayı okur musun’ dediğini hatırladım. Yani Allahın yarattığı dünyada onun verdiği imtihanda onun kelamını anlamak üzere niyet edip okumak. Ve günlük gerçekten o günün güzel ruhuna has mıydı, o günde melekutiyet kesbeden kullarının feyzinden miydi, içimizin dolup taştığı artık o içinde kaybolduğumuz kuyuların darlığından mı bilmem. Gerçekten sanki bir ampül yandı yahu.

Daha önce bir gözlükten yaşıyormuşum da sanki sadece onun çerçevelerinin bana gösterdiği kadarıyla yaşıyormuşum. Gözlüğü farkedip çıkarınca.. netleşmeye başladı her şey.
En nihayetinde yanlış noktada debelenip duruyormuşum. Tecrübe edildiğim şeyi sorgularken asıl ehemmiyetli olan yeri kaçırmışım. Şuralardır hayatımı değiştiren; “Acaba beni tecrübe edip kendini bana tanıttırmak isteyen ve bu acib yol ile bir maksada sevkeden kimdir? Sonra, tanımak merakından tılsım sahibinin muhabbeti neşet etti ve şu muhabbetten, tılsımı açmak arzusu neşet etti ve o arzudan, tılsım sahibini razı edecek ve hoşuna gidecek bir güzel vaziyet almak iradesi neşet etti.” Yani o tılsımı açmayı istemekten önce ve sonra yapılacaklar varmış günlük, şimdi buralardayım bu cümlelerin içinde mutluyum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.