Öyle uzaktan seviyorum seni. Cemal Süreya’nın sevdiği gibi. Onunla kıyaslayamam sevgimi, ama seviyorum işte. Sesini duyamadan, kokuna doyamadan. Sadece seviyorum, biraz da ölüyorum.

   Benim hasret kaldığım ellerine, her saniye dokunabiliyor birileri. Benim içime çekmediğim kokunu, oksijenmişçesine soluyabiliyor birileri. Benim duymak için çırpındığım sesinden, her gün şarkılar duyuyor birileri. Ben sevgimde boğulurken, seninle yaşıyor birileri. Ve ben sadece izlemekle yetinebiliyorum bu şanslı kişileri sahip olduğu güzelliği…

   Her aklıma geldiğinde göz pınarlarımdan bir damla daha intihar ederken, ben onların içimdeki yangını söndürmesini diliyorum. İşe de yaramıyor gerçi. Sahi; neden küçük bir ateş parçası koca ormanı yakabilirken, bir su damlası o ateşi söndüremiyor ki?

   Hiç bilmediğim kokuna her gün biraz daha hasret kalıyorum. Hiç sarılamadığım kollarını biraz daha özlüyorum. Hiç duyamadığım gülüşünü biraz daha istiyorum. Ve her gün biraz daha ölüyorum…

   Sen üzülme olur mu? Bilme bunları. Görme bu yazıyı. Ben yine uzaktan seveyim seni. Sen yine gül delicesine. Sessizce izlerim seni. Hep mutlu ol sevgili. Ben uzaktan da olsa severim seni.

author-avatar

Kübra Kimdir?

Bir kalem, bir kağıt parçası, çokça kahve ve küçük bir mum ışığı. Bir de sakince çalan müzik.. Mutlu olmak için bunlardan başka bir şeye ihtiyacı olmayan, kaktüslere sarılan, kafein bağımlısı biriyim işte..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.