GÖKTEN GÖNLE

      Bazı kavramları çok abartıyoruz. Onları  göklere çıkartıyoruz ve sonra sanki doğrusu buymuş gibi gururlanıyor, boynumuz kırılırcasına onlara bakmaya çalışıyoruz. Garip bir zevk alıyoruz bundan, bu sancılı “saygıdan”. Bu coğrafyanın en tuhaf özelliği ne diye sorsalar cevap şüphesiz “acıtarak sevmek, acıyarak saygı duymak” olurdu.

      Acıyı sadece yemeklerde değil günlük hayatımızda da bolca kullanıyoruz. Cömertliğimiz burada da kendini gösteriyor, katiyen elimizi korkak alıştırmıyoruz. “Çok gülme çok ağlarsın” diyoruz, “Güzeli ağlatırlar” diyoruz. Anlayacağınız hayatımızda güzel bir şey olmaya görsün, hemen cebimizden çıkarttığımız baharatlıktan oraya biraz acı serpiştiriveriyoruz. Bu kendini mutlu görmeye dayanamama halinin altındaysa değersizlik duygusu yatıyor. Kendimizi hiçbir şeye “yeterince” layık görmüyoruz. Yeterince iyi insan olamıyoruz, yeterince dürüst, yeterince başarılı değiliz. Yeterince sevemiyoruz, sevilemiyoruz. Bu “yeterinceler” birikip bizim göklere çıkarttığımız başarı, sevgi, aşk gibi kavramlara merdiven olur diye düşünüyoruz ama olmuyor, kısa kalıyor ve kalacak. Göklere çıkarttıklarımızı gönüllere indirmedikçe bir şeyler hep kısa ve eksik olacak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.