Kafamın içinde kurallarla örülmüş duvarlardan ve onları yıkmaya çalışmaktan çok yoruldum. Tüm o kuralları kuralsızlıklarla yıkmak, değiştirmek istiyorum ama değişim bu yıkımın  tek çaresi mi gerçekten? Değişim bir kurtuluş yolu mu yoksa değişim arzusu kendini tanımamaktan, sevmemekten mi ibaret? Sanırım bu soruların cevabı değişim derken neyi kastettiğimize göre farklı bir anlam kazanıyor. Insan oturduğu yeri, ülkesini, arkadaşlarını, işini değiştirebilir ve tüm bu değişiklikleri yapmak için gerekli en önemli şey değişimi gerçekten istemek. Peki insanın kendini değiştirmesi neden diğerlerinden daha zor? Neden daha çok direnç gösteriyoruz kişisel değişimlere? Ruhunda, karekterinde, kişiliğinde yani seni sen yapan ana maddelerde değişiklik yapmak kendi bedeninde kendini doğurmak gibi sanırım. Doğacak olan da sensin, doğuran da, ilk nefesi alacak olan da sensin, o nefes için acı çeken de. Değişim sancılı bir süreçtir klişesi buradan çıkmış sanırım.

Peki değişim bizlerin daha mutlu olması için tek çıkış yolumuz mu? İnsan ne kadar değişebilir ya da bu değişimin ne kadarına cesaret edebilir?

Değişim veya değişme isteği kendine açtığın bir savaş değil midir? Savaşın iki tarafı da sensin. Bu durumda  kazanmak  -kendini değiştirmek – aslında kaybetmek değil mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.