Bazen, kendi varlığıyla yanan bir mumdur insan. Ateşi sarar etrafını. Gölgesi dahi yoktur yanında. Yalnızdır. Yanar, titrer… Gözyaşları damla damla süzülür eteklerinden. Erir, tükenir… Ve gün gelir söner insan. Havaya karışır incecik, beyaz bir duman. Ne ışığı kalır geride ne ateşi ne ısısı… Belki vanilya, belki çilek ya da sadece is kokusu… Dağılır, unutulur.

   Bazen de kendi ışığıyla parlayan bir mumdur insan. Ateşi ona can verir. Nice nesne, nice gölge sarar etrafını. Onun ışığıyla her biri  görünür olur. Ve o yanar, titrer… Zaman, damla damla götürür ömrünü bir uzun yolculuğa. Her yıl, her gün, her saat, her dakika süzülerek gidişine katar payına düşeni. Erir, tükenir… Ve gün gelir söner insan. Ne borcu kalmıştır zamana ne de verebilecek birkaç damla daha kendinden. Havaya karışır incecik, beyaz bir duman. Zarif bir veda… Ne ışığı kalır geride ne ateşi ne ısısı ama zaman bilir onun nice yandığını. Yaşar karanlığa gömülen nesnelerin gönlünde. Gölgeler hiçliğe karışır onun gidişiyle. Belki vanilya, belki çilek ya da sadece is kokusu… Dağılır ama unutulmaz. Duyguların ömrü uzundur. Zamana kapılmaz, öylece yok olmaz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.