Yıllarca kendisi de okullarda öğretmenlik yapmış olan yazar, kitabın tamamında okulun öğrenciler üzerindeki olumsuz etkisi üzerinde durmuş. Okul denen kurumun öğrencinin yaşamını sınırladığını, onları tamamen belli kalıplara uygun yetiştirmek ve bununla birlikte tek tip insan yetiştirmek olduğunu savunuyor. Öğrenciye bir getirisi olmayan eğitim kurumları yerine; ailede eğitim, öğrencilerin kişisel sorumluluklarını almaları anlamında kendi öğrenme deneyimlerini biçimlendirmeleri ve eğitim takvimlerini hazırlamaları konusunda yetkiye sahip olmaları gerektiğini savunur.
Kitap ayrıca okulları pek çok açıdan ele alarak her şeyi irdelemenizi ve okullara olan bakış açınızı kesinlikle değiştirecek.

?Alıntılar
?Kendi ayaklarının üzerinde durmak, diye bağırıyor John, “kurumsal aptallığın panzehiridir.”

?Onları kendi kendilerinin öğretmenleri olma ve kendilerini kendi eğitimlerinin en önemli ders kitabına dönüştürme şansına erişecekleri konumlara yönlendirmeye çabaladım.

?Aslında, zillerin verdiği ders şudur: Hiçbir iş bitirmeye değmez, o zaman herhangi bir şeye gereğinden daha derin bir ilgi duymanın ne sebebi olabilir ki?

?Okul, gerçekte öğrenilen tek programın kötü alışkanlıklardan ibaret olduğu on iki yıllık bir hapis cezasıdır.

?Gerçek şu ki okullar emirlere itaat etmek dışında hiçbir şey öğretmemektedir aslında.

?Gençliğimizin baharını alıp götüren, size hiç özel yaşam hakkı tanımayan, hatta verdiği ev ödevini yapmanızı talep ederek yuvanızda bile sizi izleyen bir kurumda her gün zil sesiyle, bir hücreden başka bir hücreye geçmek saçmadır ve yaşama aykırıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.